BASIN YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI NEDENİYLE TAZMİNAT DAVASI

BASIN YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI NEDENİYLE TAZMİNAT DAVASI

T.C.

Yargıtay

4. Hukuk Dairesi

2016/13772 E.

2019/241 K.

“…Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 22/04/2013 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; 12/11/2013 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bu kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmiştir.

Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Maddi Olay

Davacı, … Belediye Başkanlığı görevini ifa ettiğini, davalının ise … ilçesinde çıkarılan … Gazetesinin sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü olduğunu, gazetenin web sitesinde yayınlanan yazısında ağır hakaretler edildiğini, davalının gazeteci etiği ve kimliğini saldırı vasıtası olarak kullandığını, şahsi kin ve husumetle aleyhine asılsız haber yaptığını, yazının yanına fotoğrafını da koyduğunu belirterek uğradığı manevi zararın giderilmesini istemiştir.

Davalı, davacıya hakaret etmediğini, bu yazının kimin tarafından yazıldığının bilinmediğini, ceza davasında internet sitesinin IP adresinin kendisine ait olduğundan suçlu bulunduğunu, hakaret kastının bulunmadığını, yazıyı yazanın da kendisi olmadığını, yazının gazetede yayınlanmadığını, davacının tepkisi gelince derhal internet sitesinden kaldırıldığını, davacıdan özür dilediğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, davacıya icra ettiği Belediye Başkanlığı görevi nedeniyle IP adresi davalıya ait olan internet sitesinden hakaret edilmesinin davacıyı rencide ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

İlgili Mevzuat 

Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.

Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.

Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.

Değerlendirme

Somut olaya gelince; davaya konu söz ve ifadeler bütün haliyle değerlendirildiğinde, davacı belediye başkanının uygulamalarına yönelik eleştiri mahiyetinde olduğu, davacının kişilik haklarına saldırı mahiyetinde kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Şu durumda mahkemece, davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir.

Sonuç

Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21/01/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.” Denilmiştir.