İCRA MÜDÜRÜNÜN SATIŞ TALEBİNİN REDDİ KARARI, SÜRESİZ ŞİKAYETE TABİDİR

İCRA MÜDÜRÜNÜN SATIŞ TALEBİNİN REDDİ KARARI, SÜRESİZ ŞİKAYETE TABİDİR

T.C.

Yargıtay

23. Hukuk Dairesi         

2014/5599 E.  

2014/4814 K.

    MAHKEMESİ : Ankara 5. İcra Hukuk Mahkemesi
    TARİHİ : 11/04/2013
    NUMARASI : 2012/857-2013/310

    Taraflar arasındaki sıra cetveline itirazın yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
    -K A R A R-
    Şikayetçi vekili, Ankara 13. İcra Müdürlüğü’nün 2008/8813 Esas sayılı dosyasında dava dışı borçlunun maliki bulunduğu taşınmazın 07.06.2012 tarihinde 40.000,00 TL bedelle satıldığını, satış tarihi itibariyle taşınmaz üzerinde şikayet olunanın alacaklı bulunduğu Ankara 14. İcra Müdürlüğü’nün 2008/9510 E. (22. İcra Müdürlüğü’nün 2011/481 E.) sayılı dosyasından da haciz bulunduğundan ve satış bedeli tüm alacaklılara yetmediğinden sıra cetveli düzenlendiğini, sıra cetvelinde, satış bedelinin şikayetçi ve şikayet olunan arasında garameten paylaştırılmasına karar verildiğini ancak, sıra cetvelinin usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, şikayet olunanın dosyasından konulan haczin İİK’nın 106 ve 110. maddelerine uygun satış talebi olmadığından düştüğünü, bu nedenle satış tarihi itibariyle geçerli bir haciz bulunmadığını, satışa hazırlık işlemlerinden hiçbirinin yapılmadığını, şikayet olunanın geçersiz satış talebinde bulunurken sadece 60,00 TL masraf yatırdığını, satış talebinin yetkisiz ve görevsiz İcra Müdürlüğü’nde yapıldığından geçersiz olduğunu, ayrıca satış giderleri müvekkili tarafından yapılmasına rağmen, İİK’nın 138. Maddesinin 2.fıkrasına aykırı olarak satış bedelinden satış giderlerini ayırmadan, tüm satış bedelinin paylaşıma konu edildiğini ileri sürerek, 05.11.2012 tarihli sıra cetvelinin iptali ile Ankara 14.İcra Müdürlüğü’nün 2008/9510 Esas sayılı dosyasında mahcuz taşınmaz üzerine konulan haczin düşmüş olması nedeniyle sıra cetvelinde bulunmasına yer olmadığına karar verilmesini şikayet ve talep etmiştir.
    Şikayet olunan vekili, müvekkilinin haczinin ayakta olduğunu, şikayetçinin ikinci ihalede alıcı çıkmaması üzerine satış talebinin, dolayısıyla haczinin düştüğünü savunarak, şikayetin reddini istemiştir.
    Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, şikayet olunanın haczinin düşmüş olduğu, hacze garameten iştirakinin mümkün bulunmadığı, satış bedelinin tamamının şikayetçiye ödenmesi gerektiği, İİK’nın 138. maddesi gereğince, paranın paylaştırılmasında; haciz, paraya çevirme ve paylaştırma gibi bütün alacaklıları ilgilendiren masrafların önce satış tutarından alınıp, artan para üzerinden yapılmasının zorunlu olduğu, buna göre şikayetçinin paraya çevirme için yaptığı masrafların da mahsup edilmesinden sonra kalan miktarın dağıtıma tabi tutulması gerektiği, bilirkişi raporu ile şikayetçi tarafından paylaşıma konu satış için yapılan masraflar toplamının 2.489,49 TL, satış bedelinden düşülecek diğer kalemlerin 2.212,18 TL ve masraflar düşüldükten sonra şikayetçiye ödenecek tutarın 35.298,30 TL olarak tespit edildiği gerekçesiyle, şikayetin kabulü ile “Ankara 22. İcra Müdürlüğü’nün 2008/2955 Esas sayılı dosyasından hazırlanan 05.11.2012 tarihli sıra cetvelinin iptaline, 40.000,00 TL satış bedelinin,2.212,18 TL’lik kısmının taşınmazın aynından kaynaklanan vergi borcu, tellaliye ve tapu harcı için kesileceği, 2.489,49 TL’lik kısmının bu satış için yapılan masraf olarak satışın yapıldığı dosya alacaklısı şikayetçiye ödeneceği, kalan 35.298,30 TL kısmın da yine satış tarihi itibariyle devam eden Ankara 22. İcra Müdürlüğü’nün 2008/2955 Esas sayılı dosyasına ödenmesine, şeklinde sıra cetvelinin hazırlanmasına” karar verilmiştir.
    Kararı, şikayet olunan vekili temyiz etmiştir.
    1- Şikayet, sıra cetvelindeki sıraya ilişkindir. İİK’nın 142. maddesinde, cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklının takibin icra edildiği mahal makhemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel münderecatına itiraz edebileceği düzenlenmiş olup, bu madde hükmü ile sıra cetveline itiraz hakkı takip alacaklılara tanınmış ise de her alacaklı bu hakkı haiz değildir. YHGK’nın 05.03.2008 tarih ve 19-161 Esas, 213 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere, sıra cetveline itiraz eden alacaklının icra takibinin ve buna bağlı olarak geçerli bir haciz işleminin bulunması gerekir. Sıra cetveline yönelik itirazda bulunma yetkisi, bu itiraz üzerine düzenlenecek yeni sıra cetveline girme hakkı bulunan alacaklılara tanınmıştır. Bir diğer ifade ile bedeli paylaşıma konu mal üzerinde haczi ya da rehni bulunmayan alacaklının, sıra cetvelinin iptalini istemekte de hukuki yararı yoktur. Sıra cetveli bedeli paylaşıma konu mal üzerinde, satış tarihi itibariyle haczi bulunan alacaklılar dikkate alınarak düzenlenir. Aksi halde satış bedelinden pay ayrılamayacağından, adı geçenlerin sıra cetvelinin iptalini istemekte hukuki yararı bulunmamaktadır.
    Somut olayda, şikayetçinin alacaklı olduğu Ankara 22. İcra Müdürlüğü’nün 2008/2955 Esas (Ankara 13. İcra Müdürlüğü’nün 2008/8813 E.) sayılı dosyasında ihtiyati haciz kararına dayalı olarak 29.07.2008 günü mesai saati bitiminde kambiyo senetlerine mahsus yolla takibe başlandığı, aynı gün bedeli paylaşıma konu taşınmazın tapu kaydına ihtiyati haciz uygulandığı, ödeme emrinin 31.07.2008 tarihinde borçluya tebliğ edildiği, ihtiyati haczin 10 günlük ödeme süresi sonu olan 10.08.2008 günü mesai saati bitiminde kesin hacze dönüştüğü, alacaklı vekilinin 01.12.2009 tarihinde satış isteyip, 03.12.2009 tarihinde avans yatırdığı, İcra Müdürlüğü’nce eksiklikler giderildiğinde ve satış talebinin yenilenmesi halinde satış hususunun düşünülmesine şeklinde karar verildiği, alacaklı vekilince 27.04.2010 tarihinde yeniden satış talebinde bulunulduğu, 21.10.2010 tarihli ikinci ihalede alıcı çıkmadığından İİK’nın 129/son maddesi hükmü uyarınca 27.04.2010 tarihli satış talebinin düştüğü, alacaklı vekilince 31.10.2011 tarihinde 3. kez, 12.03.2012 tarihinde 4. kez satış istenildiği, taşınmazın 07.06.2012 tarihinde satılmış olduğu anlaşılmaktadır. 27.04.2010 tarihinden itibaren 2 yıllık yeni bir satış isteme süresi işlemeye başlamaz. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin Dairemizce de benimsenen 19.04.2008 tarih ve 1951 E., 3977 K; 18.04.2008 tarih ve 2612 E., 4149 K; 12.02.2009 tarih ve 2008/10544 E., 2009/948 K; 14.04.2010 tarih ve 532 E., 4363 K. sayılı ilamları ile Dairemizin 17.11.2011 tarih ve 751 E., 1822 K. sayılı ilamı da bu yöndedir. Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinin hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır.
    Bu durumda mahkemece, şikayetçinin 27.04.2010 tarihli satış talebinin 2. ihalede alıcı çıkmaması sebebiyle İİK’nın 129/son maddesi uyarınca düştüğü, 3. satış talebinin ise, kesin haciz tarihi olan 10.08.2008 tarihinden itibaren başlayan İİK’nın 106. maddesindeki 2 yıllık satış isteme süresi içerisinde yapılmadığı, buna göre şikayetçinin hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle, HMK’nın 114/1-h ve 115/2 maddeleri uyarınca şikayetin usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
    2- Kabule göre, şikayet olunanın alacaklı olduğu Ankara 22. İcra Müdürlüğü’nün 2011/481 Esas (Ankara 14. İcra Müdürlüğü’nün 2008/9510 E.) sayılı dosyada bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine 30.07.2008 tarihinde haciz konulduğu, ödeme emrinin 15.07.2008 tarihinde borçluya tebliğ edildiği, alacaklı tarafından 17.03.2010 tarihinde İİK’nın 106. maddesindeki iki yıllık süre içerisinde satış talep edilip avans yatırıldığı, İcra Müdürlüğü’nce şartlar oluşmadığından satış talebinin reddedildiği anlaşılmıştır.
    Mahkemece, şikayet olunanın satış talebinin reddi üzerine şikayet yoluna gidilmediği ve 2 yıllık sürenin dolduğu 30.07.2010 tarihinden sonra 06.02.2011 tarihinde tekrar satış talebinde bulunduğu, ancak 2 yıllık süre dolduğundan haczin düştüğü gerekçesiyle sonuca varılmıştır.
    İİK’nın 106. maddesi, “Alacaklı haczolunan mal taşınır ise bir sene, taşınmaz ise iki sene içinde satılmasını isteyebilir.” hükmünü; İİK’nın 59. maddesi, “bir talepte bulunan taraf bununla ilgili masrafları peşin olarak verir” hükmünü; İİK’nın 110. maddesi, “Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya takip geri alınıp da bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar.” hükmünü içermektedir. Haciz düşse dahi icra takibi ayakta kalmaya devam eder.
    Somut olayda, şikayet olunan alacaklı tarafından bedeli paylaşıma konu taşınmazın haciz tarihinden itibaren iki yıllık kanuni süre içinde satış istendiği, satış avansının İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği’nin 6. ve 61. maddesinde belirlendiği şekilde para olarak yatırıldığı, satış talebi üzerine icra memurunun satış şartlarının oluşmadığını gerekçe göstererek satış talebini reddettiği dosya kapsamı ile sabittir.
    İİK’nın 106. maddesi ile alacaklının takibi sürüncemede bırakmaması amaçlanmıştır. Bu amaca uygun olarak alacaklı tarafından satış talebinde bulunulmuş, avans da yatırılmıştır.
    Satış talebinin ret gerekçesi satış şartlarının oluşmadığıdır. Burada icra memurunun ret kararının sadece satışın fiilen yapılamayacağına yönelik bir tesbitten ibaret olduğunu, anılan yasal düzenlemeye uygun olan satış talebindeki haklılığı ortadan kaldıran bir karar niteliğinde bulunmadığını kabul etmek gerekir. Zira, İİK’nın 106. maddesinde satış istenmesinden söz edildiği, bu talebin İcra Müdürlüğü tarafından reddedilmesi halinde talebin geçerliliğini kaybedeceğine ilişkin hiç bir yasa hükmü bulunmadığı gibi, İİK’nın 106. maddesinden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklara ilişkin Yargıtay 12. Hukuk Dairesince alınan yargısal kararların da bu yönde olduğu, 2 yıllık süre içerisinde alacaklının bir an evvel satışa yönelik iradesini icra dosyasına yansıtmak zorunda olduğu ve isteğini İcra Müdürlüğü’ne iletip İİK’nın 59. maddesi uyarınca gereğini yerine getirmesi halinde geçerli bir satış talebinin doğduğu, bundan sonra satışın da aynı 2 yıllık süre içerisinde yapılması yönünde bir zorunluluk bulunmadığı, söz konusu haczin de geçerliliğini kaybettiğinden söz edilemeyeceği kabul edilmelidir. Aynı Kanun’un 59. maddesi uyarınca, bir işlemin yapılmasını isteyen taraf, o işlemin yapılması için gerekli masrafları avans olarak (peşin) yatırmalıdır. İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği’nin 6. maddesine göre, bu masrafların, tahsilat makbuzu karşılığında para olarak alınması gerekir. Aksi takdirde talep yapılmamış sayılır. Cüz’i de olsa satış avansının yatırılmış olması, usulüne uygun bir satış talebinin bulunduğu anlamına gelir. Yatırılan masrafın yetmeyeceği sonradan anlaşılırsa, bunun tamamlanması istenebilirse de, masraf hiç yatırılmamışsa geçerli bir talebin varlığından söz edilemez.
    İcra Müdürünün ret kararının ayrıca İcra Hakimliğince iptalinin talep ve dava edilmesine gerek dahi olmadan mahkemece re’sen nazara alınması anılan madde hükümlerine uygun olacaktır.
    Şikayet olunanın satış talebi, yukarıda belirtilen ilke çerçevesinde usulüne uygun bir satış talebi olup, eksik masraf avansının İcra Müdürlüğü’nce her zaman tamamlatılması da esasen mümkündür.
    Diğer yandan, İİK’nda, süresinde satış istendikten sonra haczi ve satışı düşüren sebepler öngörülmemiş, sadece aynı Kanun’un 129/son maddesinde, ikinci ihalede alıcı çıkmazsa ”satış talebinin” düşeceği düzenlenmiştir. İİK’nın 106 ve 110. madde hükümleri alacaklının takibi sürüncemede bırakmaması amacıyla getirilmiş olup, bu amaca uygun olarak anılan şikayet olunan tarafından İİK’nın 106. maddesindeki 2 yıllık süre içerisinde İİK’nın 59. maddesine uygun olarak satış talep edilerek avansı yatırılmış olmakla, bir daha satış istemesine gerek kalmaksızın, haczi ve satışının ayakta olduğunun kabulü gerekir. Satışın da aynı iki yıl içinde yapılmasının zorunlu olduğu, aksi halde haczin düşeceği yönünde yasada bir hüküm bulunmamaktadır. Alacaklıya yüklenen görev, süresinde satış isteyerek avansı yatırmaktır. İİK’nın 123. maddesinde satış görevi, icra dairesine yüklenmiş olup, satış ne zaman yapılırsa yapılsın, haciz ve satış talebi ayaktadır. Dairemizin son uygulaması bu yöndedir. İİK’nın kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri yapılamayacağını öngören 128/a-3 fıkrası, varılan bu sonucu bertaraf eden bir düzenleme değildir. Dairemizin 12.06.2012 tarih ve 2868 E, 4131 K; 26.03.2012 tarih ve 1020 E, 2296 K; 19.09.2013 tarih ve 4536 E., 5532 K; 27.09.2013 tarih ve 4460 E, 5835 K. sayılı ilamları bu yöndedir.
    İki yıllık satış isteme süreci içinde taşınmaz başka bir dosyadan satılmış ise haciz düşmeyecektir. İlmi ve yargısal inançların bu yolda olduğu açıktır. (M.Oskay- C.Koçak İİK şerhi 7 cilt, Ank.sh. 3046; Y.19 H.D.’nin 04.12.2001 gün ve 8906 E, 8078 K. sayılı ilamı)
    Öte yandan, İcra Müdürlüğü’nün satış talebinin reddi kararı, alacaklının yasa ile doğan hakkın özünü ortadan kaldıran bir karar olması nedeniyle süresiz şikayete tabi olan bu karara yönelik şikayetin işbu şikayet sırasında savunma yolu ile yine şikayete bakmakla görevli İcra Mahkemesi’nin önüne getirildiğinin de kabulü gerekir. Bu durumda, anılan ret kararının takip hukuku bakımından kesinleştiği sonucuna varılmamalıdır.
    Şikayet konusu işlemin bir hakkın yerine getirilmesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı ve kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı yapılacak şikayetlerin süresiz bulunduğu hususunun somut olayımızda uygulama yeri olmasına göre icra müdürünün işleminin doğru olmadığı işbu şikayet sırasında şikayet olunan tarafından savunulmuş olup, ret kararının da bu şikayet sırasında ele alınıp değerlendirilmesi gerektiği gözetilmelidir.
    Yargıtay uygulamalarına (örneğin Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 15.12.2003 gün ve 2126/24743 sayılı ilamına) göre en önemli kriter, tarafların, üçüncü kişilerin ve kamunun menfaatinin korunması için konulmuş emredici(amir) hükümlerine aykırılık teşkil etmesi olup, bu nitelikteki icra müdürünün işleminin süreye bakılmaksızın incelenmesi gerekecektir. (Bkz: M.Oskay-C.Koçak, İİK şerhi Ank.sh.140,141 )
    Belirtilen bu nedenlerle süresiz şikayet hakkına sahip olan şikayet olunanın, aleyhindeki bu karara karşı İİK’nın 16. maddesine göre süreli şikayet yoluna gitmemesi nedeniyle icra müdürünün kararını iptal ettirilmemiş olmasının, hakkın özü olan İİK’nın 59, 106 ve 110. maddelerine uygun olarak süresinde yaptığı satış talebinin ona sağladığı hukuki sonuçları ortadan kaldırdığı sonucuna varılamaz.
    Bu durumda, İİK’nın 106. maddesi uyarınca iki yıl içinde satış talebinde bulunan, 59. maddesi uyarınca masrafını yatıran şikayet olunan alacaklı, yasa ile kendisine yüklenen işlemleri yerine getirdiğinden, haczinin ayakta olduğunun kabulü gerekir. İcra memurunun satış isteme talebinin reddi kararına karşı süreli şikayet yoluna başvurulmadığı gerekçesiyle, haczin düştüğü sonucuna varılması, anılan yasal düzenlemelerle ve hakkaniyetle bağdaşmadığından doğru olmamıştır.
    Öte yandan, sıra cetveline yönelik şikayetlerde İcra Mahkemesi, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, gerekçede yeni sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirlemesi, diğer bir anlatımla alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini saptaması, cetvelin hukuka uygun olmayan kısımlarını göstermesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne talimat vermesi (İİK. m.17/1.) gerektiğinden, iptal nedenleri gerekçede gösterilmeli ve hüküm fıkrasında HMK’nın 297/2. maddesi uyarınca gerekçeye ait bir söz tekrar edilmeksizin sıra cetvelinin iptaline karar vermekle yetinmeli ve eda hükmü kurmamalıdır.
    Haciz yolu ile takiplerde kıyasen uygulanması gereken İİK’nın 235/3. maddesi uyarınca alacağın esas ve miktarına yönelik sıra cetveline itiraz davalarının kabulü halinde ise davanın taraflarının sırasının değiştirilmesine karar verilemeyeceğinden, mahkemece sıra cetvelinin iptaline değil, davalıya ayrılan payın yargılama giderleri ve vekalet ücreti de dahil olmak üzere öncelikle davacı alacağının karşılanmasının tahsisine, artan kısmın davalıya ödenmesine karar verilmesi gerekir. Sıra cetveline itiraz davaları sonunda verilen hüküm,
    sadece davanın tarafları bakımından sonuç doğurur ve verilen kabul kararı ile durumun tespiti ile yetinilmeyip, eda hükmü kurulmalıdır.
    Somut olayda, mahkemece, iptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve hüküm fıkrasında gerekçe tekrar edilmeden sıra cetvelinin iptaline karar vermekle yetinilmesi gerekirken, gerekçede yer alması gereken hususlara hüküm fıkrasında yer verilmesi, özel olarak İİK’nın 17/1. maddesine ve genel olarak ta hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir sözün tekrar edilmemesine ilişkin HMK’nın 297/2. maddesine aykırı olduğu gibi, icra müdürünün yerine geçilmek suretiyle mahkemece sıra cetvelinin düzenlenmesi anlamına da geldiğinden doğru olmamıştır.
    SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, şikayet olunan vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, şikayet olunan yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.