BOZMA KARARINA DİRENME - DİRENME KARARINDA USUL

BOZMA KARARINA DİRENME - DİRENME KARARINDA USUL

T.C.

Yargıtay

Ceza Genel Kurulu

2021/300 E.

2022/201 K.

Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 233-313

FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ...'nun TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın 53, 58/9-6 ve 63. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.12.2018 tarihli ve 429-529 sayılı hükme yönelik sanık ve müdafisi tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 03.10.2019 tarih ve 245-592 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş,

Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın da sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 16.06.2020 tarih ve 11386-2680 sayı ile;

“...
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin Kanun'a uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun'da öngörülen suç tipine uyduğu, anlaşılmakla sanık ve müdafisinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden sair temyiz itirazlarının esastan reddine ancak;

1- Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61/1. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle aynı Kanun'un 3/1. maddesi uyarınca; suçun işleniş biçimi, işlendiği yer ve zaman, meydana gelen tehlikenin ağırlığı göz önünde bulundurularak, hakkaniyete uygun bir ceza tayini gerekirken, temel cezanın belirlenmesinde suçun unsurlarının teşdit sebebi olarak kabul edilmesi suretiyle TCK'nın 61/3. maddesine aykırı davranılması,

2- Takdiri indirim nedeni olarak; failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failinin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususların göz önünde bulundurulması gerektiği gözetilmeden geçmişte hakkında herhangi bir suç kaydı ve sabıkası bulunmayan, dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışı tespit edilemeyen sanık hakkında yalnızca yazılı şekilde yeterli olmayan gerekçe ile TCK’nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesi ise 15.10.2020 tarih ve 233-313 sayı ile bozma kararına direnmiştir.

Direnme kararına konu bu hükmün de sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2020 tarihli ve 103481 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 22.06.2021 tarih ve 8434-4301 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- TCK’nın 314. maddesinin ikinci fıkrası gereğince beş yıldan on yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçta, temel cezanın altı yıl hapis cezası olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığı,

2- TCK’nın 62. maddesinin uygulanmama gerekçesinin yasal ve yeterli olup olmadığı,

Hususlarının belirlenmesine ilişkin olup, bir kısım Ceza Genel Kurulu üyeleri tarafından bozma ilamına direnilmesine karar verilmesinden sonra hazır bulunan sanık müdafisine söz verilmemesinin savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının da değerlendirilmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu hususun da değerlendirilmesi gerekmiştir.

İncelenen dosya kapsamından;

Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığının 19.09.2018 tarihli ve 1665-299 sayılı iddianamesi ile sanık ...'nun FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasının yapılan yargılamasında, Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesince 11.12.2018 tarihli karar ile sanığın aynı suçtan mahkûmiyetine karar verilmiş, anılan kararın bozulması istemiyle sanık ve müdafisince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 03.10.2019 tarihli karar ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın sanık ve müdafisince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 16.06.2016 tarihli karar ile sanık hakkında temel cezanın belirlenmesinde suçun unsurlarının teşdit sebebi olarak kabul edilmesi ve hukuki ve yeterli olmayan gerekçe ile TCK’nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiş, Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesi ise 15.10.2020 tarihli karar ile bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.İncelenen dosya kapsamından;

Bozmadan sonra yapılan ve sanık müdafisinin hazır bulunduğu 09.12.2014 tarihli oturumda; sanık müdafisine bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, ardından Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra duruşmanın bitirildiği ve direnme hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır.

Direnme kararının şekil ve usul şartlarına ilişkin olarak her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanunu'nda detaylı düzenleyici hükümler bulunmasa da ceza muhakemesi kanunlarının her konuyu ayrıntısıyla düzenlemesi beklenmemelidir. Bu nedenle usûl kanunlarının düzenlemediği alanlar, kişi hak ve özgürlüklerine aykırı olmamak ve kanunun ruhuna uygun olmak şartıyla yorum ve kıyasla doldurulmakta ve bu uygulamalar benimsendikçe teamüle dönüşmektedir.

Ceza muhakemesinin amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için delillerin duruşmada ortaya konulmasından sonra, bu delillerden sonuç çıkarma, yani tartışma safhası başlamaktadır. Böylece ortaya konulan delillerle ilgili taraflara 5271 sayılı CMK'nın 216/1. maddesinde belirtilen sıraya göre söz hakkı verilecek ve tartışma imkânı sağlanacaktır.

Delillerin tartışılmasında hazır bulunan taraflardan kimin hangi sıra ile söz alacağı, cevap haklarını nasıl kullanacakları ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceğine ilişkin CMK'nın "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesinin duruşma tarihinde yürürlükte olan hâli;

“1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.

2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.

3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir” şeklindedir.

Buna göre; delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana ve/veya vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak da sanığa ve müdafisine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü gibi kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunma makamını teşkil edenlerin söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan ve/veya vekili, sanığın, müdafisinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafisi ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın ve/veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. Bu, tez (yani iddia) ile antitezin (yani savunmanın) çatışmasıyla, sonuca (yani karara) ulaşılan bir süreç olan muhakeme sonucunda sağlıklı bir karara ulaşabilmenin gerekli ve zorunlu şartıdır.

Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;

Özel Daire bozma kararının fazla cezaya ilişkin olup taraflara bozmaya karşı diyeceklerinin sorulmasının, mahiyeti itibarıyla “delillerin tartışılması” aşamasındaki söz sırasına ilişkin kurallara tabi olması nedeniyle, bozma kararından sonra sanık müdafisinin katılımıyla gerçekleştirilen ve hükmün de tefhim edildiği 15.10.2020 tarihli oturumda CMK'nın 216/1. maddesindeki düzenleme gereğince Cumhuriyet savcısının bozmaya ilişkin görüşlerinin sorulmasından sonra açıklanan mütaalaya karşı sanık müdafisine söz verilmesi gerekirken, kanunda öngörülen sıraya uyulmayarak, sanığa son sözü sorulduktan sonra yargılama bitirilmek suretiyle hükmün tesis ve tefhim edilmesi, CMK'nın 216/1. maddesine aykırılık oluşturduğundan, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu usule aykırılık nedeniyle yerel mahkeme direnme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına ayrıca tutuklu geçirilen süre de gözetildiğinde cezanın infazının durdurulmasına ve sanığın tahliyesine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde sanığın derhâl salıverilmesi için yazı yazılmasına, sanık hakkında CMK'nın 109/3-a bendi uyarınca yurt dışına çıkamamak şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinin; TCK'nın 62. maddesinin uygulanmama gerekçesinin isabetli olduğu" görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesinin 15.10.2020 tarihli ve 233-313 sayılı direnme kararına konu hükmünün, Cumhuriyet savcısının mütaalasından sonra hazır bulunan sanık müdafisine söz hakkı verilmemesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

2- Yerel Mahkemenin mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmesi ve tutuklu geçirilen süre de gözetildiğinde cezanın İNFAZININ DURDURULMASINA ve sanığın TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde sanığın derhâl salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA, sanık hakkında CMK'nın 109/3-a bendi uyarınca yurt dışına çıkamamak şeklinde ADLİ KONTROL TEDBİRİ UYGULANMASINA,

3- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 24.03.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.