BELİRSİZ ALACAK DAVASI OLARAK AÇILAN İSTEMDE, TALEP TARİHİ İTİBARİYLE TÜKETİCİ HAKEM HEYETLERİNİN ZORUNLU GÖREV SINIRI DÂHİLİNDE BİR DEĞERİ GÖSTERİLMİŞ OLUP BU HÂLDE ÖNCELİKLE TÜKETİCİ HAKEM HEYETİNE BAŞVURULMASI GEREKLİDİR

BELİRSİZ ALACAK DAVASI OLARAK AÇILAN İSTEMDE, TALEP TARİHİ İTİBARİYLE TÜKETİCİ HAKEM HEYETLERİNİN ZORUNLU GÖREV SINIRI DÂHİLİNDE BİR DEĞERİ GÖSTERİLMİŞ OLUP BU HÂLDE ÖNCELİKLE TÜKETİCİ HAKEM HEYETİNE BAŞVURULMASI GEREKLİDİR

T.C.

Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu         

2017/551 E. 

2020/239 K.

    MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

    1. Taraflar arasındaki “istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 12. Tüketici Mahkemesince verilen dava şartı yokluğundan davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
    2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

    I. YARGILAMA SÜRECİ
    Davacı İstemi:
    4. Davacı vekili 21.10.2014 tarihli dava dilekçesiyle; davalı bankadan kullandığı konut kredisi çerçevesinde müvekkilinden haksız şekilde dosya masrafı, ekspertiz ücreti, hizmet ve ipotek bedeli vb. isimler altında para tahsil edildiğini, haksız olarak kesilen meblağın bilirkişilerce yapılacak inceleme sonunda tespit olunabileceğini, bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesi çerçevesinde belirsiz alacak davası olarak açtıkları davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000TL’nin davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Mahkeme Kararı:
    5. Ankara 12. Tüketici Mahkemesince ön inceleme aşamasında dosya üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda, 11.11.2014 tarihli, 2014/356 E., 2014/26 K. sayılı karar ile; dava konusu değerin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesi gereğince açılan belirsiz alacak davalarında da dava dilekçesinde gösterilen asgari miktarın 3.000TL’lik görev sınırının altında kalması durumunda tüketici hakem heyetine zorunlu başvuru yapılmadan tüketici mahkemeleri nezdinde dava açılamayacağı, bunun bir dava şartı mahiyeti taşıdığı gerekçesiyle davanın HMK’nın 115/2 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
    6. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    7. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 13.04.2015 tarihli ve 2015/11230 E.,2015/11810 K. sayılı kararı ile;
    “Eldeki davada, davacı davayı açarken, davalı bankadan kredi kullandığını kredi kullanırken kendisinden çeşitli adlar altında kesintiler yapıldığını ileri sürerek, belirsiz alacak davası olarak şimdilik 2.000,00 TL nın tahsiline ilişkin talepte bulunduğunu açıkça belirtmiştir. Mahkemece, dava değerinin 6502 sayılı Kanunun 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, HMK 107 gereği açılan belirsiz alacak davalarında da, dava dilekçesinde asgari miktar olarak gösterilen ve değeri 3.000,00 TL nın altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetine başvuru yapılmadan tüketici mahkemesi nezdinde dava açılamayacağı, hakem heyetine başvurunun dava şartı olduğu kanaatine varıldığından HMK’nın 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Davacı davayı açarken fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak belirsiz alacak davası açmış olduğundan mahkemece, delillerin toplanarak işin esasına girilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
    8. Mahkemece 20.10.2015 tarihli ve 2015/857 E., 2015/1722 K. sayılı karar ile ilk karar gerekçeleri tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
    9. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    II. UYUŞMAZLIK
    10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketici hakem heyetlerinin görev sınırı dâhilinde kalan dava değeri üzerinden açılan belirsiz alacak davalarının tüketici mahkemelerince çözümlenmesinin mümkün olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

    III. GEREKÇE
    11. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.
    12. 6502 sayılı Kanun’un 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerle tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.
    13. “Başvuru” başlıklı 68. madde ise “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.” şeklindedir.
    14. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl “yeniden değerlenme oranına” göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. Eldeki uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle bu değer 3.000TL’dir.
    15. Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak ve aynı zamanda tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuştur. Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2017/13-609 E., 2018/89 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
    16. Bu noktada tüketici hakem heyetlerinin verdiği kararların niteliği ve kapsamına değinilmesi faydalı olacaktır.
    17. Tüketici hakem heyetlerinde uygulanacak usul hükümleri 6502 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. 27.10.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hakem heyetine başvuruda bulunan tüketicinin talebini ve uyuşmazlık değerini göstermesi zorunludur. Tıpkı mahkemeler gibi tüketici hakem heyetleri de kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte Yönetmelik’in 22. maddesine göre başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi gerekir. İnceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde tüketici hakem heyeti, miktar itibariyle görev sınırı dâhilinde kalmak kaydıyla, talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına karar verilebilecektir.
    18. Yönetmelik’te geçen “uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda” ifadesiyle kastedilen ise HMK’nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak mahiyetindeki istemlerdir.
    19. Anılan madde hükmü şu şekildedir:
    “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.
    (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.
    (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.”
    20. Tüketici gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse tüketici hakem heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorundadır. Ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacaktır. Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul,kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır. Nitekim bu husus Kanun’un 72. ve 84. maddelerine dayanılarak tüketici hakem heyetlerinin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alınmış ve 22. maddede açıkça düzenlenmiştir.
    21. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; davacı vekili belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürdüğü alacak isteminde, talep tarihi itibariyle tüketici hakem heyetlerinin zorunlu görev sınırı dâhilinde bir değeri göstermiş olup bu hâlde öncelikle tüketici hakem heyetine başvuruda bulunulması gereklidir. Bu aşama tamamlanmaksızın dava açılması nedeniyle tüketici mahkemesinin dava şartı noksanlığından davanın reddine karar vermesi usul ve yasaya uygundur.
    22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında HMK’nın 107. maddesine göre açılmış bir davada mahkemenin görevli olup olmadığını dava dilekçesinde gösterilen miktara göre değil, yapacağı tahkikat sonucunda tespit edeceği değere göre belirlemesi gerektiği, bu sebeple doğrudan davanın usul yönünden reddedilmesinin hatalı olduğu, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen işin esasına girilmesi yönündeki gerekçeler ve alacak miktarının yapılacak yargılama neticesinde tespit olunan değerin tüketici hakem heyetlerinin görev sınırında olduğunun anlaşılması hâlinde ise dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerektiği yönünde ileri sürülen görüş, açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
    23. Sonuç itibariyle direnme kararı yerinde olup davacı vekilinin uyuşmazlık kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmiştir.

    IV. SONUÇ :
    Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. Hukuk Dairesi Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE, ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle Hukuk Genel Kurulunun kararının mahkemesince taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise doğrudan 13. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.03.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verildi.