CEZAİ ŞARTIN AÇIKÇA SÖZLEŞMENİN HER İKİ TARAFI İÇİN GETİRİLMESİ DURUMUNDA BU ŞART GEÇERLİDİR

CEZAİ ŞARTIN AÇIKÇA SÖZLEŞMENİN HER İKİ TARAFI İÇİN GETİRİLMESİ DURUMUNDA BU ŞART GEÇERLİDİR

T.C.

Yargıtay

9. Hukuk Dairesi         

2018/1375 E. 

2020/19552 K.


    BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : … Hukuk Dairesi
    DAVA TÜRÜ : ALACAK


    Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

    Y A R G I T A Y K A R A R I

    Davacı İsteminin Özeti:
    Davacı vekili, davalının 01.02.2013 tarihinden itibaren meslek yetkilisi (doktor) olarak, müvekkili Derneğe bağlı Gaziantep Kan Bağış Merkezinde çalışmaya başladığını, kendi isteği ile 01.11.2013 tarihinde Afyonkarahisar Kan Bağış Merkezine naklen atandığını ve 01.04.2013 başlangıç tarihli 3 yıl süreli “Belirli Süreli Teminde Güçlük Sözleşmesi” imzaladığını, söz konusu sözleşme kapsamında davalıya her ay net 1.500,00 TL tazminat ödemesi yapıldığını, davalı sözleşme yürürlükte iken 18.03.2015 tarihli dilekçesi ile Gaziantep Kan Bağış Merkezine atamasının yapılmasını istediğini, davalının bu isteği hem zamanlama bakımından, hem de Afyon ilindeki hastanelere kan tedariki için doktora ihtiyaç duyulduğundan genel müdürlükçe uygun görülmediğini, bunun üzerine davalının 30.03.2015 tarihinde tek taraflı olarak özleşmeyi feshettiğini, bunun sonucunda davalının, sözleşmenin 4. maddesinin a, b, c fıkralarına göre hesaplanan 60.127,94 TL tutarında tazminat ödeme borcu altına girdiğini iddia ederek şimdilik 1.000,00 TL tazminatın tahsilini talep etmiştir.
    Davalı Cevabının Özeti:
    Davalı vekili, müvekkilinin ikametgahına göre Mahkemenin yetkisiz olduğu, eşinin tayinin Gaziantep İl’ine çıkması, çocuğu Dilara’nın kalp hastası olması nedeniyle gece gündüz bakıma muhtaç olması, ayrı illerde çalışmaları nedeniyle otaya çıkan geçimsizlikler nedeniyle boşanma davasının ikame olması nedeniyle aile saadeti ve çocuğunun sağlık gerekçesi nedeniyle istediği tayin talebinin reddi üzerine haklı olarak işten ayrılmak zorunda kaldığını, davacının kendi kusuru ile hak iddia etmesinin yerinde olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
    İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
    İlk derece mahkemesince, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, iş sözleşmesinin davalı işçi tarafından feshedildiği, bu husususun uyuşmazlık konusu yapılmadığı, uyuşmazlığın 01.04.2013 başlangıç tarihli ve 3 yıl süreli “belirli süreli teminde güçlük tazminatı sözleşmesinin” personel (davalı işçi) tarafından süresinden önce feshedilmesi sonucu, sözleşmenin 4. madde hükmüne göre davalı işçinin işveren Türk Kızılay’ına “cezai şart” ödemesi gerekip gerekmediği, cezai şartın koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplandığı, cezai şartın öğretide, mevcut borcun ifa edilmemesi veya eksik ifası halinde ödenmesi gereken mali değeri haiz ayrı bir edim olarak tanımlandığı, cezai şartın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 178. vd maddelerinde düzenlenmiş olup, İş Kanun da bir hükme yer verilmediği, iş hukuku açısından Borçlar Kanunun sözü edilen hükümleri uygulanmakla birlikte, Yargıtay’ca iş hukukuna özgü çözümler üretildiği, iş hukukunda “işçi yararına yorum ilkesi”nin bir sonucu olarak işçi aleyhine yükümlülük öngeren cezai şart hükümleri geçersiz sayıldığı ve Yargıtay uygulamalarına paralel olarak Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinde iş sözleşmelerinde sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersiz” sayıldığı, somut olayda, davaya dayanak yapılan “Belirli Süreli Teminde Güçlük Tazminatı Sözleşmesi” nin 4. maddesi ; “taraflar bu sözleşmeyi süresinden önce feshederse fesh eden; (a) personel çalıştığı sürece ödenen Temininde Güçlük Tazminatının her ay ödenen tutarların toplamını, (b) Temininde Güçlük Tazminatının her bir ayda kuruma maliyet tutarlarının (SGK primleri, işsizlik Sigortası Primleri, Gelir Vergisi, Damga Vergisi) toplamını, c) a ve b de belirtilen tutarları, her bir aylık toplamının ödeme tarihinden fesih tarihine kadar geçen süreye ait faiz tutarlarının toplamını öder”. şeklinde düzenlendiği, madde metninden, söz konusu düzenlemenin “işçi aleyhine yükümlülük öngören cezai şart” olarak değerlendirildiği, Yargıtay kararlarına göre işçi aleyhine yükümlülük öngeren cezai şart hükümlerinin geçersiz sayıldığı ve bu karalrara paralel olarak Türk Borçlar Kanunu’nun 420. Maddesinde, ” iş sözleşmelerinde sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersiz” sayıldığı, buna göre; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kaynağı olan 01.04.2013 başlangıç tarihli ve 3 yıl süreli “Belirli Süreli Teminde Güçlük Tazminatı Sözleşmesinin” 4. maddesindeki düzenlemenin “Personel (işçi) Aleyhine Cezai Şart” olarak kabul edilmesi halinde davacı talebi olmadığı kabul edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    İstinaf Başvurusu:
    İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :
    Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
    Temyiz başvurusu :
    Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
    Gerekçe:
    Davacı ile davalı arasında mevcut sözleşmeye ek olarak imzalanan belirli süreli teminde güçlük tazminatı sözleşmesinin, kan bağışı merkezlerinde görev yapan doktorların uzun süreli çalışmalarına ihtiyaç duyulması sebebiyle akdedildiği anlaşılmaktadır. 01.04.2013 başlangıç tarihli ve 3 yıl süreli sözleşmenin 1. maddesi uyarınca, personele her ay net 1.500,00 TL ödeneceği, 4. maddede ise tarafların haklı sebepler hariç sözleşmeyi süresinden önce feshetmesi halinde personele ödenen teminde güçlük tazminatının her bir ay ödenen net tutarları toplamı ile kuruma maliyet tutarları toplamının faizi ile birlikte ödeneceği öngörülmüştür.
    Bu düzenleme ile cezai şart, taraflardan herhangi birisinin haklı sebep haricinde iş sözleşmesinin feshi hali için öngörülmüş olup, tek taraflı değildir. Miktarının “personele ödenen teminde güçlük tazminatının her bir ay ödenen net tutarları toplamı ile kuruma maliyet tutarları toplamı” olarak belirlenmesi cezai şartın tek taraflı olarak değerlendirilmesi için yeterli değildir. Burada geçen “tarafların haklı sebepler hariç sözleşmeyi süresinden önce feshetmesi halinde” ibaresi ile cezai şartın açıkça sözleşmenin her iki tarafı için getirildiği açıktır. Dolayısıyla Derece Mahkemelerinin aksi yöndeki değerlendirmeleri isabetsizdir.
    Bu durumda uyuşmazlıkta asıl ele alınması gereken husus, davalının iş sözleşmesini haklı olarak feshedilip edilmediğinin açıklığa kavuşturulmasından ibarettir.
    Davacı Derneğin Afyon Kan Bağış Merkezinde doktor olarak çalışan davalının, 18.03.2015 kayıtlı dilekçesiyle eşinin tayinin Gaziantep İl’ine çıkması, 8 yaşındaki çocuğu Dilara’nın kalp hastası olması nedeniyle gece gündüz takibinin yapılması gerektiği, iki yaşında oğlunun bulunması nedeniyle de aile birlikteliğini sağlamak ve sağlık mazeretine binaen Gaziantep İl’ine yaptığı nakil talebinin kabul edilmemesi nedeniyle iş sözleşmesini feshettiği sabittir.
    Davacının dosyaya mübrez 20.03.2015 tarihli cevabî yazısından; davalının bu nakil talebinin ise, 15 Mayıs-15 Haziran nakil döneminde değerlendirilebileceği belirtilerek hemen işleme alınmadığı görülmektedir. Yine bu işlemin dayanağının ise Derneğin nakil prosedürüne ilişkin yayımladığı yönetmelik ve tamimlere dayandığı anlaşılmaktadır. Sağlık hakkı anayasal ve yasal güvenceler kapsamında korunmakta olan sosyal haklardan olup, haklı ve meşru bir gerekçe olmadan alt düzenleyici işlemlerle (yönetmelik, genelge) kullanımının kısıtlanması geçerli kabul edilemez.
    Davacı haklı nedenle fesih iddiasının ispatı için kızının ekokardiyografi raporu ile eşinin nakil onay formunu dosyaya ibraz etmiştir.
    Bu durumda Mahkemece yapılması gereken iş; “pediatrik kardiyoloji” alanında uzman bir bilirkişinden alınacak rapora göre davacının kızının sağlık durumunun (nakil dönemini beklemeden) derhal fesih için haklı neden oluşturup oluşturmadığının açıklığa kavuşturulup sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir.
    Açıklanan nedenlerle, yanılgılı ve eksik araştırmaya göre yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
    SONUÇ:Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin ise kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.